| Doğunun Rotschild'i: Kamondo Ailesi |
|
| Yazar © Naim A. Güleryüz | |
|
Tarih ve Toplum Dergisi, 04/2003 Bankalar Caddesinde, bugün müzeye dönüştürülmüş olan eski Osmanlı Bankası görkemli binasının tam karşısında yer alan ve caddeyi üstteki Banka sokağına bağlayan basamaklar Kamondo Merdivenleri (Eskaleras de Kamondo) olarak bilinir. Sekiz şeklinde, iki yönlü, art nouveau stilindeki bu ilginç yapıtın orta bölümüne takılı bir plakette Türkçe ve Almanca olarak şu yazı okunur: "Bu merdiven Beyoğlu Belediyesi tarafından Demirbank T.A.Ş. ve Avusturya Liseleri'nin katkıları ile onarılmıştır." Ne var ki, 30 Eylül 1985 tarihli bu plakette, yüz yıl kadar önce bu eseri yaptıran Kamondolarla ilgili herhangi bir bilgi ve hatta adı bile yer almamaktadır1. Doğunun Rotschild'i diye anılan Kamondo(lar) kimdir? Bir süre Venedik'te ikamet ettikten sonra İstanbul'a yerleşen İspanyol-Portekiz kökenli bu aile ile ilgili bazı kişisel bilgilere halen Viyana Arşivlerinde bulunan bir gemi kiralama belgesinde rastlanmaktadır2. Trieste Yahudi cemaati arşivlerinde de 18.yüzyılın sonunda kentin Sefarad sinagogunun inşaatına destek olan iki Kamondo kardeşin kaydı mevcuttur3. Özgün yazılış şekliyle Camondo sözcüğünün kökeni Fransız tarihçi Philippe Erlanger'e göre Venedik lehçesinde Dünya Evi anlamına gelen Ca' Mondo'dur. Daha gerçekçi bir varsayım ise Venedik civarında bu adla tanınan küçük bir Yahudi cemaatinin adından kaynaklandığıdır4. 1780-1785 arası, muhtemelen 1781'de İstanbul Ortaköy'de doğan Abraham-Salamon Kamondo'nun tellal olan babası Salamon-Jacob aynı zamanda Ortaköy Sinagogu yöneticilerindendi5. Abraham-Salamon 25 Mayıs 1804 günü Hasköy'de Hayim Sabetay Yuda Levi kızı Clara ile evlendi ve 1810 da tek çocuğu Salamon-Rafael dünyaya geldi. Abraham-Salamon'un ağabeyi İsak ile beraber 1815'de kurdukları Isaac Camondo et Compagnie (İsak Kamondo ve Şürekası) unvanlı banka kısa zamanda gelişerek devrin itibarlı uluslararası finans kuruluşlarından biri oldu. İsak 5 Eylül 1832'de vebadan ölünce çocukları olmadığından tüm servet ve iş idaresi kardeşi Abraham'a kaldı. Viyana Borsası, Paris ve Londra iş çevreleri ve bankalarıyla sıkı bir ilişkide olan Banka çoğunun Osmanlı İmparatorluğu muhabiri idi. Abraham Bankayı başarıyla yönetti ve geliştirdi, Baron Hirş (Hirsch) gibi ünlü zenginlerin İstanbul Bankeri oldu. Banka, Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında Osmanlı Devleti'nin savunma gereksinmelerini de finanse etti. 1860 yılında Banka 12/64 hisse ile Union Financiere adı verilen bir yerli bankerler koalisyonuna katıldı. Abraham-Salamon'un oğlu Salamon-Rafael babasının işiyle pek fazla ilgilenmediği halde torunları Abraham-Behor (d.1829) ile Nisim (d.1830) büyükbabalarının bankasına katıldılar. Abraham-Behor kısa zamanda bankanın başına geçti, hatta çok kez aynı adı taşıdığı büyükbabasıyla karıştırıldı. 1863'de kurulan Bank-ı Osmani-i Şahane (Osmanlı Bankası) ‘ye rakip olarak Kamondo'lar aynı konumda bulunan diğer bazı Galata Bankerleriyle birleşerek 1864'de 2 milyon sterlin sermayeli Osmanlı İmparatorluğu Şirket-i Umumiyesi'ni (Societe Generale de l'Empire Ottoman) kurdular6. Bu girişim Kamondoların servetinin artmasında önemli bir rol oynadı. Ne var ki, 1868'de Credit General Ottoman bankasının kurulması, Babıali'nin dış borçlanmaya yöneldikçe iç finans kurumlarını göz ardı etmesi üzerine Bankanın mutlak surette dış bağlantıları olması gerekliliğine inanan Kamondo kardeşler Paris'e yerleşmeğe karar vererek bankanın merkezini Paris'e7 taşıdılar. İstanbul'daki banka ise faaliyetini bir şube hüviyetinde sürdürdü. Bir süre sıra ile İstanbul - Paris arasında mekik dokuduktan ve Paris'teki Bankayı ve ikametgahlarını8 düzene soktuktan sonra önce Abraham-Behor daha sonra da Nesim 1869'da aileleriyle birlikte Paris'e göç etti. Banka, büyükbaba Abraham-Salamon'un da Paris'e yerleşmesinden sonra tam yetkili müdürleri tarafından yönetildi. 1872 yılından itibaren de faaliyetini daraltıp yalnızca değişik konsorsiyumlara katılmakla yetinmeğe başladı. Kamondolar, Marmara'da ve Boğaziçi'nde vapur seferleri düzenlenmesi amacıyla Sadrazam Mustafa Reşit Paşa'nın ısrarıyla 1851'de kurulan ve "ülke için hayırlı bir girişim" olarak ifade edilen Şirket-i Hayriye'ye ortak oldukları gibi 30 Ağustos 1869'da kurulan Dersaadet Tramvay Şirketi'nin de kurucuları arasında yer aldı. 1889 yılı Kamondolar için bir dönüm noktasıdır. Kont Nesim de Kamondo Şubat 1889'da akciğer iltihabından, Abraham-Behor da, aradan on ay dahi geçmeden 13 Aralık da aynı hastalıktan yaşamını yitirir. Hayatta iken aynı çizgiyi izlemiş olan iki kardeş talihin garip cilvesiyle aynı yıl aynı hastalıktan ebediyete göçerler. Bankacılıktan çok sanat eserleri koleksiyonculuğuna merak saran İsak (Abraham-Behor'un oğlu) 1894'de Bankanın finans faaliyetlerini tamamen tatil edip yalnızca gayrimenkul yönetimiyle yetinmesine karar verdi9. 1917'de tamamen kapanan Bankanın 1854'e kadar İbranice, 1885'e kadar İtalyanca ve daha sonra da Fransızca tutulan kayıtları ve arşivi 1939'da Fransa Ulusal Arşivleri'ne (Archives Nationales) intikal etti10. Abraham-Salamon Kamondo'nun batıya büyük hayranlık duyan Sadrazam Mustafa Reşit Paşa (Büyük Reşit Paşa) ile sıkı bir dostluğu vardı. Kendisinin ekonomi ve mali konularda danışmanı olan Kamondo bu dostluğu Sadrazam Ali Paşa ve Sadrazam Fuat Paşa ile de sürdürdü. Her ikisi de gerek büyükbaba gerek torun Abraham Kamondolar ile karşılıklı güvene dayanan sıkı bir ilişki içindeydiler. Saraya ve Devlete büyük hizmetlerinden dolayı Nişan-ı İftihar ve Mecidiye nişanlarıyla taltif edilen Abraham-Salamon Kamondo Avusturya İmparatoru Franz-Jozef'in düğünü dolayısıyla İstanbul Avusturya kolonisini temsilen Viyana'ya giden heyete başkanlık etti ve İmparator tarafından kendisine Şövalye unvanı tevcih edildi11. Abraham-Salamon Kamondo Kasım 1866'da İtalya Birliği'nin kurulmasını takiben Avusturya uyruğunu terk edip İtalyan uyruğuna geçti. Bu arada İtalya Kıralı Viktor Emanuel II, İtalya'yı birleştirme çabalarında kendisine ve Savoy hanedanına esirgemediği desteği, Avusturya-İtalya savaşı dul ve yetimlerine büyük yardımları ve İstanbul İtalyan Okulu'na küçümsenmeyecek bağışları dolayısıyla 28 Nisan 1867 tarihinde Abraham Salamon Camondo'ya "ailenin en büyük oğluna veraset yoluyla geçebilmek imtiyazı" ile Kont unvanını verdi. Nesim Kamondo da 15 Eylül 1870 tarihinde aynı unvanla onurlandırıldı. M.Franco, Kont Abraham de Kamondo'nun - Reşit Paşa'ya yakınlığı sayesinde - "Osmanlı İmparatorluğunda gayrimenkul edinme izini alan ilk yabancı uyruklu" kişi olduğunu ve bu sayede sayısız gayrimenkul satın alma, inşa ettirme ve tasarruf etme olanağına sahip olduğunu yazar12. Galante, borçlular taahhütlerini yerine getirmedikleri zaman ipotek alınan gayrimenkullere sahip olamayıp bunları Osmanlı uyruklu yakınları adına tescil etmek durumunda kalan Kamondo Bankasının durumu Saray'a arz edildiğinde Abdülaziz'in bir İrade ile "başkalarına emsal olmamak üzere Kont Avram Kamondo'nun büyük hafidi olan Avram veled Rafael Salamon'a" İmparatorluk sınırları içinde gayrimenkul sahibi olmasına izin verdiğini belirtir13. Kamondo konusunda kapsamlı bir araştırmacı olan Nora Şeni de bu İradenin 1867 den sonra düzenlendiğini, Kamondolar bu tarihten önce de gayrimenkul sahibi olduklarına göre ya 1867 öncesi bir başka İrade bulunduğunu veya mülklerin Osmanlı tebaası bazı akrabaları adına satın alınmış olabileceği savını sunmaktadır14. Kırım Savaşı sonrasında oluşmaya başlayan batılaşma hareketi çerçevesinde İstanbul'da bir belediye reformu eğilimi gelişti. Bu arada elçiliklerin ve yabancıların ikamet bölgesi olan Pera sakinleri ile Galata bankerlerinin baskısıyla uygulamaya bu bölgeden başlanması görüşü olgunlaştı. Bu amaçla Mayıs 1855' de kurulan İntizam-ı Şehir Komisyonu üyelerinden biri de Abraham-Salamon Kamondo'dur15. Pilot bölge olarak seçilen Galata - Pera yenilenen ve ışıklandırılan sokakları, yeni inşa edilen han ve binalarıyla batı modeli bir kentleşme görünümüne bürünürken iş muhiti de özellikle limana yakın Karaköy bölgesinde yoğunlaştı. Kamondo gayrimenkullerinin çoğu da bu bölgede yer almakta, birçok banker ve banka merkezlerini bu hanlara nakletmektedir16. Abraham-Behor ve Nesim Kamondo kardeşler de ikametgahlarını Bankalar Caddesi üzerindeki Bahtiyar Han No.25-30 daki yazıhanelerine çok yakın görkemli bir binaya, hemen arkasındaki Kamondo Sokağı No.2-6'ya taşırlar17. Daha önce mevcut basamakların yerine inşa edilen (ve yazımızın başında bahsi geçen) Kamondo Merdivenlerinin mimarı bilinmemektedir. Beyoğlu-Karaköy Tünel'ini inşa eden Fransız mimar Eugene Henri Gavand'ın 1867/68 tarihli planı ile Mimar Valluri'nin 1890 tarihli Osmanlı Bankası projesi karşılaştırılmasından bu merdivenlerin 1870 yılı sonu ila 1880 yılı ortaları arası bir dönemde inşa edildikleri sanılmaktadır18. 1913 yılında, Şehremini Cemil (Topuzlu) Paşa ile Mimar Alfred Michel arasında, otuz değişik yerde "umuma mahsus tuvalet salonu" inşası için imzalanan anlaşmada öngörülen mekanlardan biri de Kamondo Merdivenlerinin altı ise de proje gerçekleşmemiştir 19. Kamondolar ayrıca Büyükada'da, Abraham-Salamon'un yazlık olarak yeğlediği Çamlıca da, Abraham-Behor ve Nesim'in tercih ettiği Boğaziçi'nde, özellikle Büyükdere ve Yeniköy kıyılarında da gayrimenkuller edinmişler, bu iki Boğaziçi sahil kasabasında birer sinagog inşa ettirmişlerdir. İki yıl önce yenilenen Yeniköy Sinagogu günümüzde halen fiili hizmettedir20. 19.yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Yahudileri o denli kara taassup ve cehalet içinde idiler ki dil-din ayırımı yapamıyor, bir yabancı dil öğrenimini dahi başka bir dine geçmek gibi görüyorlardı. Alliance Universelle Israelite başkanı İsidore Loeb 1854'de özetle şöyle yazıyordu: "İstanbul Yahudi Cemaati eski haşmetini kaybetmiştir. Yahudiler günden güne fakirleşmekte, bir zamanlar sahip oldukları mevkiler artık Rumlar ve Ermeniler tarafından ele geçirilmektedir. Bu çöküş kültür yoksunluğundan ve kültür seviyesini yükseltmek için gerekli önlemleri alıp tüm cemaat mensuplarına kabul ettirecek bir otoritenin boşluğundan kaynaklanmaktadır. Halen hiç bir ciddi kuruma sahip olmayan öndersiz Yahudi Cemaati tam bir harabeye dönüşmekten ancak eski teşkilatı sayesinde kurtulabilmektedir." 21 Yeşaya Aciman, Ezekiel Gabay, Behor Karmona gibi liderlerin ölümünden sonra İstanbul Yahudi Cemaaati başsız ve öndersiz kalmıştı. 1830'larda Abraham-Salamon Kamondo cemaatin başına geçerek yönetimi ele aldı ve derhal toplumunun sorunlarına eğildi. Hastalar, muhtaçlar, özürlüler için fonlar tesis ederek sefaletle savaşmağa gayret etti, değişik yerlerde sinagoglar ve yeşivalar kurdu22 . Avrupa ile sıkı temasta olan Kamondo oralarda oluşan kültür ve eğitim çalışmalarını yakından izliyor, bu gelişmelerden kendi cemaatini da yararlandırmak, son yüzyıl içine düştükleri karanlık ve cehaletten kurtarmak istiyordu. Paris'te ikamet etmekte olan Rotschildler de bu sırada Doğu Yahudilerini kalkındırmak için projeler geliştirmekteydi. Ailenin temsilcisi Albert Cohn 1854'de İstanbul'u ziyaret ettiğinde Kamondolarla görüşür ve Hasköy'ün bir mahallesi olan Piri Paşa'da beraberce batı eğilimli bir okul açarlar. 23 Kasım 1854'de öğretime başlayan ve la escola diye anılan bu okulun müdürlüğüne modern eğitimci Benoit Brunswick tayin edilir. Ne var ki İbranicenin yanında Türkçe ve Fransızca da eğitim verilmesi fanatik hahamları harekete geçirir. 18 Şubat 1856 Islahat Fermanının ilanından kısa bir süre sonra Cibali'de meydana gelen bir Kan İftirası olayı üzerine İstanbul Yahudi cemaati sorumluları bir toplantı yaparlar. İstanbul da bir Banka açmak isteyen Baron de Rotschild'in yetkili makamlarla temas için İstanbul'a gelen oğlu Alphonse da toplantıya katılır. Toplantıda alınan kararlar 7 Mart 1856 günü Hahambaşı Rav Haim ha Kohen tarafından bir genelge olarak yayınlanır23. Abraham de Kamondo'nun kerhen imzaladığı genelgeye göre cemaat işlerinin yürütülmesinde Kamondolar ön plandadır, ancak dini eğitimin zayıflamaması için okul yönetimi ve eğitim programında belirlenen önlemler uygulanacaktır. Tüm bu kısıtlamalara rağmen olumlu bir yolda ilerleyen yeni eğitimin başarısından tedirgin olan kısır görüşlü tutucu hahamların "din elden gidiyor" "çocuklarımız hristiyanlaştırılıyor" şeklinde kopardıkları yaygaraya Kamondo ve aydınlar, Hahambaşı Yakup Avigdor'un da desteğiyle, direnmeye gayret ediyordu. Tutucuların elebaşları Haham İsak Akriş ve Salamon Kamhi idi. 1862 yılının bir Kasım akşamı Kont Kamondo'nun Yeniköy'deki yalısına yanaşan bir kayıktan rıhtıma çıkan üç karaltı, elinde asası ile Haham İsak Akriş ve iki çömezi, hizmetkarların karşı koymasına rağmen hışımla yalıdan içeri dalarlar. Merdiven başını aydınlatan, birer heykele monte edilmiş ayaklı ve fanuslu iki lambayı görünce daha da asabileşen grup etrafı kırmaya başlar. Gürültüyü duyan Kamondo ve yanındaki misafiri merdiven başına geldiğinde Akriş Kamondo'ya hitaben, usulüne uygun sözcüklerle kendisini herem (aforoz) ettiğini ilan eder. Kamondo'nun misafiri Sadrazam Fuat Paşa'dan başkası değildir. Tanık olduğu manzaradan hiddetlenerek muhafızlarına derhal Haham Akriş ve çömezlerini yakalatarak Eyüp'te İplikhaneye hapsettirir. Olay Hasköy'de süratle duyulunca fanatiklerin kışkırttığı cahil toplum Gülhane ve Babıali'ye yürüyerek Haham Akriş'in serbest bırakılmasını ister. Cuma günü Haliç'ten geçerek Eyüp Camii'ne gitmekte olan Sultan Abdülaziz'in yoluna çıkan ve Haliç'in iki sahilini dolduran bir kalabalık El Meleh Yasev al Kisse Rahamim (Kral merhamet tahtının üstünde oturur) ilahisini okurken üç temsilci de bir kayıkla Sultan'ın kayığına yanaşarak Akriş'in serbest bırakılmasını arz ederler. Konuya tam vakıf olmayan Padişah da Akriş'in derhal serbest bırakılmasını buyurur. Bu aftan şımaran Akriş bu kez, Hahambaşı Avigdor'un azledilmesini, Kamondo'nun cemaat yönetiminden kovulmasını talep eder. Tutucu kesimin baskısına karşı, Fuat Paşa'nın da gayretiyle bir orta yol bulunur. Kamondo'nun başkanı bulunduğu Cemaat İdare Meclisi geçici olarak tatil edilirken Hahambaşı'nın durumunu tetkik için İmparatorluğun üç ayrı kentinin - Edirne, İzmir ve Serez -Hahambaşılarından24 oluşan bir tahkikat komisyonu kurulur. Devam eden baskılar sonucunda, bu arada haklarında herem kararı kaldırılmış bulunan Abraham Kamondo ve gazeteci Yehezkiel Gabay görevlerinden uzaklaştırılır. Yabancı uyrukluların cemaat yönetiminde görev alması yasaklanır. Hahambaşı Avigdor da bir süre sonra istifa eder25 . Başka bir deyimle "Hasköy Pera'ya galip gelmiştir"26. Bu nahoş olayın tek olumlu yönü, "Yahudi taifesi arasında ihtilaflardan" sıkılan Fuat Paşa'nın girişimiyle hazırlanan Hahamhane Nizamnamesi'nin 1865 (1281-5624) 'de Abdülaziz'in İradesiyle yürürlüğe konmasıdır27. Bu mücadeleden yorulan Kamondolar, o yıllarda Galata Yahudi Cemaatiyle meydana gelen bir anlaşmazlık sonucu kurulan yeni bir cemaatin destekleyicilerindendir: İstanbul İtalyan Yahudi Cemaati - Comunita Israelitica-Italiana di Istanbul. Yeni cemaatin kurucu ve yöneticilerinin hemen hemen tümü Kamondo Bankası müdürlerinden oluşmaktadır: Daniel Fernandez, Emanuel Veneziani, Leon Piporno vs.28. Fuat Paşa tarafından bazı belgelerde Asaletlu Hoca Kamondo veya Cemaat Sarrafından Hoca Kamondo diye bahsedilen Abraham-Salamon Kamondo tek oğlu Salamon-Rafael'in 1866'da ölümünden sonra Paris'e gitmeye karar verdi. 1872'de Paris'e yerleşti ve kısa bir süre sonra 30 Mart 1873'de Parc Monceau'daki özel malikanesinde vefat etti. Kalbi ve anılarıyla bağlı olduğu İstanbul'da gömülmeyi vasiyet eden Kont Abraham de Kamondo'nun naaş'ı, Monceau sokağındaki ilk törenden sonra Paris Sefaretimizin (Büyükelçiliğimizin) tavassutuyla İstanbul'a getirildi ve 14 Nisan 1873 Pazartesi günü (Hamursuz Bayramı haftası ortasında) görkemli bir törenle Hasköy mezarlığında önceden inşa ettirdiği anıt mezarda toprağa verildi. Kamondo Türkiye'de o denli sevilen ve sayılan bir kişi idi ki cenaze töreni günü İstanbul ve tüm Osmanlı Yahudi cemaatleri yas tutarken borsa ve finans kuruluşları işlerini tatil ediyor, Galata ve Haliç esnafı dükkanlarını kapatıyor, kiliselerde dahi çanlar çalınıyordu. Cenazeyi biri piyade diğeri bahriyeli iki müfreze takip ediyor, Saray Bandosu cenaze marşını çalıyor, Osmanlı Devlet ricali, diplomatlar, dini misyon temsilcileri ve tabiatıyla İstanbul Yahudi cemaatinden büyük bir kalabalık cenaze arabasının peşinden yürüyordu. Franco'nun deyimiyle "Yahudiler Osmanlıya geldiklerinden beri, Osmanlı topraklarında yaşadıkları o altı yüz yıl boyunca hiçbir Yahudi'ye bu kadar saygı gösterisinde bulunulmamıştı."29 Kont Abraham-Salamon de Kamondo'nun eklektik mimari tarzındaki anıt-mezarı Hasköy mezarlığının ortasında iken ve yanında bir de dua odası bulunurken 1952 yılında30 , E-5 çevre yolunun açılması için istimlak edilen ve yola giden alan dolayısıyla bugün Şişli'den Haliç Köprüsüne giderken sağda hafif yüksekte kalmaktadır. Boyu 10,5m - eni 9m - yüksekliği yaklaşık 5m olan anıt-mezar'ın, muhtelif zamanlarda yapılan tüm tamirat ve restorasyonlara ve alınan önlemlere rağmen mermer, demir ve kurşunları çalınmış, dış mimarisi tahrip edilmiş, pencereler açılmış, bilinmeyen bazı kimseler tarafından iç kısmında duvarlar ve ranzalar inşa edilerek evsizlere gecelik yatak olarak kiraya verilmiştir. Anıt-mezar'ın restorasyonu, iç mekan ve çevre düzenlemesi için hazırlanan 17 Mart 1988 tarihli ayrıntılı proje31 Türkiye Hahambaşılığı'nın maddi olanaklarını aşması dolayısıyla uygulanamamıştır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 22 Mart 1991 tarih ve 2570 sayılı kararıyla "korunması gereken kültür varlığı" olarak tescil edilmiş olan yapıtın tamir ve koruması çalışmaları bugünlerde, Hahambaşılığın desteğiyle, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından projelendirilmektedir. Notlar:
|
| < Önceki |
|---|

