• English
Rav Isak Haleva T.C. nin 3. Hahambaşısıdır Yazdır e-Posta

© Naim Avigdor Güleryüz
Şalom, 18.05.2005 

 

    Bir süredir bazı internet iletişim gruplarında ve son haftalarda El Amaneser ve Şalom’da yer alan bir tartışmaya açıklık getirmek için, Hahambaşılık Kurumu hakkında hazırlamakta olduğum ve umarım bu yıl içinde yayımlanabilecek kapsamlı araştırmada yer alacak olan bazı hususları epeyce özetleyerek şimdiden sizlerle paylaşmak zorunluluğunda hissettim kendimi. Daha ayrıntılı bilgi ve belgeye ise söz konusu kitabımda yer verilecektir.
    Yazımın sonunda söyleyeceğimi baştan ifade edeyim: Cumhuriyetten sonra Türkiye’mizin ilk Hahambaşısı Rav Rafael Saban olup ikincisi Rav David Asseo ve üçüncüsü Rav İzak Haleva’dır. Söz konusu tartışmada kullanılan bazı deyimlerin ve özellikle yabancı kökenli olanların sözlük anlamlarını ve yasal kökenleri ile kullanımlarını inceleyerek başlar ve dolayısıyla yanlış yorum veya yakıştırmaları peşinen düzeltirsek daha kolay anlaşırız sanırım. 
   
Locum Tenens , hemen hemen tüm lisanların hukuk terminolojisine girmiş latince kökenli bir deyimdir. Locum, “yer” demek olan latince locus sözcüğünün i-hali, itham hali (accusatif), tenens de “tutmak” anlamına gelen tenere fiilinin -en yapılı,  durum ortacı hali (present participle) dir. Locum Tenens deyimi başkasının yerini geçici olarak tutan anlamında olup hukuk literatüründe bir görevi asıl sahibinin yerine, genelde geçici olarak, yürüten kişi’yi ifade etmekte, pratik uygulamada ise bu ifade özellikle doktorlar ve din adamları için kullanılmaktadır.  
    Herhangi bir tereddüde yer kalmaması için izahatımı (kaynakça bölümünde açıkça belirttiğim) İngilizce, Fransızca ve Türkçe sözlüklerden nakledeceğim birkaç madde ile de desteklemek isterim.  Şöyle ki:  “one who substitutes temporarily, as for a physician or clergyman”1,“a person, especially a physician or cleric, who substitutes temporarily for another”2,“remplaçant, suppléant, faire l’intérim”3 . Anglo sakson hukuk literatüründe ise özellikle Acting deyimi kullanılmakta olup sözlük anlamı “bir başkasının görevini geçici olarak ifa etme” dir4.
    Gerek Haim Nahum’un Moşe Levi’nin istifasından kendisinin Osmanlı Hahambaşı seçilmesine kadar geçen görev süresi, gerek Haim Becerano’nun tüm görev süresi bu sıfatla anılmaktadır. 
 Türkçemizde bu deyim bazen orijinal latince şekli ile kullanılmakta, ancak daha çok Osmanlı hukuk literatüründe olduğu gibi kaymakam  sözcüğü ile ifade edilmektedir.  Kaymakam sözcüğü ise arapça kökenli olup gerçek şekli kaimmakam dır. Arapça’da kaim = yerine, makam da = görev olup kaimmakam5 rahatça anlaşıldığı gibi bir kimsenin yerine geçen6, bir görevi asıl sorumlusu, sahibi  yerine yürüten anlamındadır.  Demek oluyor ki, locum tenens ve kaymakam deyimlerinde iki öğe yer almaktadır: 1) görev veya makam, 2) yerine. Esasen hukuken de bu anlamda kullanılmaktadır.  
    Açıklamamızın etimoloji kısmını burada noktalayalım ve şimdi Hahambaşı deyimine değinelim. Musevilikte, Hiristiyanlıkta görülen Papa ve Patrik gibi sıfatların aksine bir ruhban sınıfı, tüm dünya Musevilerini kapsayan bir Hahambaşılık hiyerarşisi mevcut değildir.  Hahambaşı yalnızca sınırları gelenek veya yasalarla belirlenmiş belirgin bir yörenin dini önderidir.  Bazı Yahudi cemaatlerinde hiç kullanılmayan bu sıfat kendi toplumumuzda ise ezelden beri yer almıştır. Fatih Sultan Mehmed’in 1453’de İstanbul’u fethettiğinde Bizans’ın son Hahambaşısı Moşe Kapsali’yi Osmanlı Hahambaşısı atadığı iddiası da varit değildir. Kapsali’nin son döneminde artık bir kent-devlet haline düşmüş Bizans’daki durumunun büyüme ve genişleme çağında olan Osmanlı İmparatorluğu boyutlarında düşünülmesi mümkün olmayıp kendisinin, 25 Rebiülahir 885 (4 Temmuz 1480) tarihli İrade’de ifade edildiği gibi yalnızca metropolid-i yahudiyan-i istanbuli yani İstanbul Hahambaşısı, başka bir deyimle İstanbul’da ikamet eden Musevilerin lideri olduğu tarihçiler tarafından genelde kabul edilmiştir.
    Hemen şunu önemle belirteyim ki Osmanlı İmparatorluğunda uzun yüzyıllar boyunca Musevi milletini temsile ve adına konuşmaya yetkili tek bir kimse olmadı. Yukarıda da işaret ettiğim gibi değişik kent ve yörelerin, örneğin Edirne, Selanik, Serez, Bursa, İzmir, Şam, Bağdat, Musul, Kudüs, Trablusgarp vs., kendi Hahambaşıları olup bazıları dini  yorumları, eserleri ve işlemleri ile adlarını tarihe yazdırmışlardır. Ancak, İstanbul Hahambaşısı’nın Babıali’ye daha yakın olması sebebiyle diğerlerine nazaran daha avantajlı olduğu, uzak  kent Hahambaşılarının bazı konularda İstanbul Hahambaşısı’nın Saray nezdinde tavassutunu talep ve rica etmiş olmaları doğaldır.
 İstanbul Yahudileri de Hahambaşılarını kendi aralarından seçer ve sonucunu hükümete bildirmekle yetinirlerdi. Bu yöntemle Yahudiler, Rum ve Ermenilerin aksine, padişah beratına sahip ve makamı resmen tanınmış bir liderden yoksundu. 23 Şevval 1250 (22 Şubat 1835) tarihli Takvim-i Vakayi gazetesi, Rum ve Ermeni Patriklerine Saray’da nişan verilmesi töreninden sonra Musevi milletinin de Babıali’ye dilekçe sunarak Sultan’ın eskiden beri tebaası olan kendilerinin de bu onurdan yoksun kalmamalarını ve kendilerinin de şimdiye kadar yalnızca kendi aralarında seçilen Hahambaşıların Sultan tarafından resmen tanınarak ber’at verilmesini rica ettiklerini yazar. Reform ve ıslahat girişimlerine açık olan Sultan II. Mahmud  1250 (1835) tarihli beratı ile bu talebi kabul ederek Osmanlı Hahambaşılığı müessesesini ihdas etti. Cemaat yöneticilerinden  kaftanlarını giymiş on kişinin eşliğinde Balat’tan Babıali’ye gelen Abraham Levi’ye berat verilerek kaftan giydirildi. Sultan II. Mahmud’un, bağlılık yemini etmek üzere oradan Saray’a gelen Abraham Levi’yi huzuruna kabul ederek nişan takmasından sonra Hahambaşı Yahudiler arasında Rav del Nişan (Nişan sahibi Hahambaşı) olarak anılmaya başlandı. Resmen tanınmış bir Hahambaşı’ya kavuşmanın sevinci ile Yahudiler o günü sevinç gösterileri ve gece fener alayları ile kutladılar. Ancak  bu sıfatın kabul edilmesi fiiliyatta bir süre, İmparatorluk Yahudılerinin yaşamında herhangi bir yenilik yaratmadı ve İstanbul Hahambaşısını İmparatorluğun diğer merkezlerindeki Hahambaşılara üstün bir duruma getirmedi. 
   İleri yaştaki Abraham Levi’nin ölümünden sonra yerine Semuel Haim getirildi. İsadı 19 Recep 1252 (30 Ekim 1836) tarihli Takvim-i Vakayi gazetesinde yayımlanan Semuel Haim, yabancı uyruklu olduğu anlaşılınca 1839’da görevinden alındı ve Hahambaşı makamına Balatlı Moşe Fresko getirildi. 1841 yılında cemaat tarafından Hahambaşılık makamından uzaklaştırılan Moşe Fresko’yu bir ilkokul öğretmeni olan Yakov Behar David izledi. Nişan-ı İftihar Büyük Kordonu ile onurlandırılan ilk Yahudi olan ve Hahambaşılık makamını 13 yıl süre ile koruyan bu zat 1854‘de azledildi. Halefi Rav Kahane diye anılan ve Ortaköylü bir ilkokul öğretmeni olan Rav Haim ha-Kohen’dir. 1860’da ölen Rav Kohen’in yerine bu makama modern eğitim sistemi öncülerinden biri olan Yakup Avigdor getirildi. Dönemin Yahudi cemaatinde fanatik-aydın mücadelesini sona erdirmeğe çalışan, ünlü Kamondo-Akriş ihtilafını  yaşayan, Edirne-Serez ve İzmir Hahambaşılarından kurulu bir soruşturma komisyonunca aklanan, Mecidiye nişanı ile de ödüllendirilen Yakup Avigdor, belki de ilerlemiş yaşından dolayı, 1863 Temmuzunda görevden alındı.  Bunun üzerine Abdülaziz 2 Sefer 1280 (18 Temmuz 1863) tarihli bir İrade ile Edirne Hahambaşısı Yakir Geron’un İstanbul’a gelerek Hahambaşı Kaymakamı (Locum Tenens) olarak göreve başlamasını, 21 Sefer 1280 (6 Ağustos 1863) tarihli İrade ile de Hahamhane Nizamnamesi’ni hazırlamasını buyurdu. Söz konusu Nizamnameyi çok kısa zamanda hazırlatarak Saray’ın onayına sunan Yakir Geron Mecidiye Nişanı’nın İkinci Derecesi ile ödüllendirildi.
    Hahamhane Nizamnamesi 23 Şevval 1281 (1 Nisan 1864) de Takvim-i Vakayi’de yayınlanıp 19 Zilhicce 1281 (3 Mayıs 1865) tarihinde tebliğ edilerek yürürlüğe girdi
 Hahambaşı Kaymakamı Yakir Geron’un zaman zaman Hahambaşılık Beratı’nın tanıdığı bazı imtiyazları kullanarak sıfat ve yetkilerini aşan girişimlerde bulunduğu için bir kaç kez Babıali tarafından uyarılmış olması dikkat çekicidir. Meclis-i Cismani içindeki anlaşmazlıklardan ve üyelerinin çoğunun yeteneksizliğinden bunalan ve yorulan Geron Mayıs 1872’de görevinden istifa etti. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın  Hahambaşı Kaymakamı Yakir Efendi’nin yaşı ve son günlerini kutsal topraklarda geçirme arzusu sonucu istifası üzerine Sultan İradesine istinaden akıllı ve locum tenens görevlerini yerine getirebilecek  bir  kişi seçilmesini öngören 1 Rebiülevvel 1289 (9 Mayıs 1872) tarihli tezkeresi üzerine Meclis-i Cismani yeni Hahambaşı’yı seçmek üzere 19 Mayıs 1872 Pazar günü Kuzguncuk’ta Haim İsaie Eskenazi’nin konağında toplandı. 6 üyenin istifası ile yarıda kalan hararetli müzakerelerden sonra bu kez Hasköy’de yapılan ikinci oturumda seçilen 12 kişilik bir geçici kurul bir hafta sonra 26 Mayıs 1872 Pazar günü Balat Ahrida Sinagogu’nda toplanarak oy çokluğu ile İstanbul Hahambaşısı Moşe ha-Levi’yi Hahambaşı Kaymakamı seçti. Moşe ha-Levi’yi Osmanlı  Hahambaşı Kaymakamı olarak atayan irade 3 Temmuz 1873 tarihini taşımaktadır. Moşe ha-Levi 4 Temmuz 1873 günü Saray’ın özel bir temsilcisi Hasköy’e gelerek yeni Hahambaşı Kaymakamını Saray’a davet etti. Moşe ha-Levi , Meir Yaeş ve Moşe Hayim isimli Hahamlar refakatinde kendilerine tahsis edilen kayıklarla Saray’a gelerek Sadrazam Şirvanizade Mehmed Rüşdi Paşa tarafından kabul edildi. Haim Nahum Efendi,  Alians sekreteri Bigart’a yolladığı 11 Ocak 1909 tarihli mektupta da “47 yıldan beri boş kalan Türkiye Hahambaşılığı seçimi için 24 Ocak 1909 Pazar gününü tesbit ettik” diye yazıyor, dolayısıyla Yakup Avigdor’un 1863 de görevden alınmasından beri bu makamın boş olduğunu, bu süre içinde görev yapanların makamı vekaleten doldurduklarını belirtiyordu. Moşe ha-Levi’nin resmi mühüründe birbirleriyle çelişkili gibi sanılabilecek iki ifade de doğrudur. Yani Moşe ha-Levi yerel olarak Grand Rabbin a Constantinople yani İstanbul Hahambaşısı’dır, ancak aynı zamanda Togarma (yani Türkiye)  Hahambaşı Kaymakamı’dır, Hahambaşısı değil.   
    Moşe ha-Levi’nin Temmuz 1908’de, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra görevinden istifa etmek zorunluluğunda kalması üzerine 24 Ocak 1909 tarihinde Kal Kadoş Galata Zülfaris Sinagogunda (halen 500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi) yapılan seçim sonucu Haim Nahum Efendi Osmanlı Hahambaşısı seçildi. Sultan Mehmet Reşad’ın 2 Mart 1909 tarihli beratı aynı zamanda İmparatorluk sınırları içindeki Musevi cemaatlarının hukuki durumuna da açıklık getiren bir belgedir. Seçimin sonucunu ve dolayısıyla Hahambaşılık sıfatını onaylanan İrade o kadar önemli idi ki Haim Nahum Efendi Bigart’a yolladığı 24 Şubat 1909 tarihli mektupta “henüz İrade elime geçmediğinden tebriklere cevap veremiyorum” diye yazıyordu. 
    Haim Nahum’un 30 Mart 1920 tarihinde istifasından sonra  Edirne Hahambaşısı Haim Moşe Becerano, Hahambaşı Kaymakamı sıfatı ile bu görevi 1931 yılında ölümüne kadar devam ettirdi. Büyükbabam Menahem Efendi Avigdor’un yakın dostu olan Haim Moşe Becerano’nun bu sayfada gördüğünüz ve annemle-babamın 20 Mart 1931 tarihinde İtalyan Kal de los Frankos Sinagogunda düğünlerine gönderdiği tebrik mesajını içeren kartvizitinde de bizzat kendisinin Locum Tenens sıfatını kullandığı açıkça görülmektedir. Haim Moşe Becerano’nun kısa bir süre sonra,  3 Ağustos 1931 tarihinde ölümünden 1952 yılına kadar geçen 21 yıllık süre içinde Türk Yahudileri bir Hahambaşı seçmediler ve bu makamın görevleri Bet Din başkanları tarafından vekaleten yerine getirildi. İsak Şaki ölüm tarihi olan Ağustos 1940 tarihine kadar bu boşluğu doldurmaya çalıştı ve onu takiben Rafael David Saban da aynı göreve devam etti.
    60 yaşın üstündeki okuyucular Rafael David Saban’ın o yıllar  toplum içinde granrabino veya Hahambaşı olarak anıldığını anımsayacaklardır. Ne var ki Rafael David Saban bu süre içinde görevini Hahambaşılık Ruhani Meclisi Reisi sıfatıyla sürdürdü, Hahambaşı olması ancak 1953 yılında gerçekleşti.
 12 Mayıs 1952 tarihinde Hahambaşılık namına Reis Dr. S.Abrevaya ve  İkinci Sekreter Dr. Y.Garti tarafından imzalanan 148/Mek.64 referanslı bir dilekçe ile İstanbul Vilayeti Yüksek Makamına yapılan müracaat şöyle başlamaktadır: Hahambaşı Kaymakamı Hayim Becerano efendinin vefatından beri Türkiye Musevileri şimdiye kadar ahvalın ilcaatı [durumların zorlaması] sebebile yerine bir hahambaşı intihap [seçme] imkanını bulamamışlardır. Görüldüğü gibi Hahambaşılık dahi günümüzden 53 yıl önce, Hayim Becerano efendinin Hahambaşı Kaymakamı sıfatını resen ve resmen kabul ve ifade etmektedir.  Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Hahambaşı seçimi Bakanlar Kurulu’nun 29 Mayıs 1952 tarih ve 15053 sayılı kararına dayanarak 25 Ocak 1953 günü yapıldı ve mevcut 62 delegenin 54’ünün oyunu alan Rafael David Saban Cumhuriyet’in ilk Hahambaşısı seçilerek 2 Mart 1953 günü Neve Şalom Sinagogunda icra edilen is’ad töreninden sonra göreve başladı. David Saban’ın 26 Kasım 1960 günü vefatından sonra Bakanlar Kurulunun 10 Mayıs 1961 gün ve 5/1189 sayılı kararına dayanılarak 21 Ağustos 1961 günü yapılan seçim sonucu 55 oyun 42’sini alan Rav David Asseo ikinci, ve kendisinin 14 Temmuz 2002 tarihinde vefatından sonra  24 Ekim 2002  tarihinde yapılan seçimle de Rav İzak Haleva üçüncü Hahambaşı olarak göreve geldiler. 
    Sonuç:
1. Hahambaşı, Osmanlı ve sonra Türkiye Hahambaşısı ve Hahambaşı Kaymakamı sıfatları birbirlerinden farklı anlamdadır.
2. Bir kişinin toplum içinde anıldığı sıfat, ne kadar yaygın olursa olsun, resmen tanınması ve resmi kayıtlara bu şekilde geçmesi için yeterli değildir.
3. İlk Osmanlı Hahambaşısı Abraham Levi, son Osmanlı Hahambaşısı Haim Nahum Efendi’dir.
4. Yakup Avigdor Hahambaşı idi. Yakir Geron, Mose ha-Levi ve Haim Moşe Becerano Efendi ise Osmanlı Hahambaşı Kaymakamı idiler.
5. Hahambaşı Kaymakamı (Kaimmakam) sıfatı tarihte ilk kez Moşe ha-Levi için kullanılmamıştır. Bu sıfatın seçim sistemi ve delege seçimi ile de ilgisi yoktur. Bu sıfat Abdülaziz tarafından yürürlüğe giren Hahamhane Nizamnamesinde de yer almaktadır.
6. Haim Moşe Becerano Efendi Cumhuriyetin ilanından sonra göreve fiilen devam etmiş, ancak toplumunda bu sıfatla anıldığı ve sevildiği halde hiçbir zaman Türkiye Hahambaşısı sıfatını almamıştır. Aynı durum Rav Saban’ın 1940 ila 1953 arası görev süresi için de söz konusudur.
7. Rav Saban, Rav Asseo ve Rav Haleva’nın sıfatları mazbatalar ve hükümet kararnameleri  ile resmen onaylanmış olup, kimse endişelenmesin, ne şimdi ne ileride kimsenin bu sıfatları tartışması zemini yoktur.
8. Bir sıfat, yalnızca onu doğrulayan ve resmen beyan eden bir mazbata, berat veya kararname gibi resmi bir  belge ile elde edilir ve kanıtlanır. Ancak toplumuna ve vatanına emek veren tüm liderler aynı saygınlığa ve toplum vefasına hak kazanmış olup Locum Tenens veya Kaymakam sıfatını taşıması hiç birinin değerine ve saygınlığına gölge düşürmez.

Kaynakça (daha ayrıntılı kaynakça yayımlanacak kitapta yer alacaktır)
1  The New Grolier Webster International Dictionary of the English Language, Vol.1,1971,
2  Your Dictionary.com internet sitesi üzerinden The American Heritage Dictionary of the English Language, 4th Ed.,Houghton Mifflin Company, 2000.
3  Harper’s Shorter French and English Dictionary, UK,.
4  The New Grolier Webster International Dictionary of the English Language, Vol.1,1971,
5  Osmanlıca Türkçe Sözlük, Bilgi Yayınevi, Ankara,1985.
6  Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi.
 ve de ... 

Hakan Alkan, 500 Yıllık Serüven – Belgelerle Türkiye Yahudileri, 2000
Esther Benbassa, Un Grand Rabbin Sépharade en Politique, 1990.
Hatice Doğan, Osmanlı Devletinde Hahambaşılık Müessesesi, 2003
Mark Alan Epstein, The Ottoman Jewish Communities and their Role in the 15th and 16th enturies,1980
Ahmet Hikmet Eroğlu, Osmanlı Devletinde Yahudiler, 1997
M. Franco, Essai sur l’Histoire des Israélites de l’Empire Ottoman, 1897
Abraham Galante, Les Juifs de Constantinople sous Byzance, C.1 , 1940
Naim Güleryüz, İstanbul Sinagogları, 1992
Naim Güleryüz, Türk Yahudileri Tarihi, I, 1993
Prof. Avigdor Levy, The Jews of the Ottoman Empire,1994
Prof. Aron Rodrigue, French Jews Turkish Jews, 1990
Prof. Stanford J. Shaw, The Jews of The Ottoman Empire and the Turkish Republic, 1991 

 
< Önceki   Sonraki >