• English
Birlikte Yaşamak ... Yazdır e-Posta

© Naim Güleryüz
Göztepe Kültür Derneği Dergisi, Haziran-Temmuz 2001 

Yurt  dışından  gelen  ziyaretçilere  bir  brifing  sunduğumda konuşmama  genellikle şu  sözlerle  başlarım: ‘’Güzel  Yurdumuza  ve  Eşsiz Kentimiz  İstanbul’a hoş  geldiniz.  İstanbul  ki  dünyada, iki  kıta  üzerine  oturmuş,  insanların on  dakika  içinde  kıtalar arası  yolculuk  yapabildiği  tek  kenttir.  Ancak çok  daha anlamlısıi,  Cami -, Sinagog  ve Kiliseleri 600  yıldır  yan yana, ahenkli  bir  şekilde, huzur  içinde  ve  kesintisiz olarak  BİRLİKTE  YAŞAYAN , bildiğim  kadarıyla  dünyada  TEK  kenttir.’’  Çünkü  önemli  olan  Beraber  Olmak,  Beraber  Bulunmak  değil,  Beraber  YAŞAMAK’tır. 

28 Mayıs  Pazartesi  gecesi,  İstanbul’un  Fethinin  548.yılı  kutlamaları  programı  kapsamında  Beyoğlu  Belediye  Başkanlığı  tarafından  AKM de düzenlenen  konsere  Beyoğlu  Belediye  Başkanı  Sayın  Dr. Mimar  Kadir  TOPBAŞ ‘ın  verdiği  ‘’BİRLİKTE  YAŞAMAK’’  tanımını  gördüğümde  bir  kez  daha  heyecanlandım.  Hiç  bir  şey,  kendi  ifadeleriyle ‘’Farklı  kültürlerden  gelen  insanlarla  yüzyıllar  öncesinden  günümüze  kadar  iç  içe,  kardeşçe  BİRLİKTE  YAŞAMA’nın en  güzel  örneklerinden  biri’’  nin  sergilendiği  bu  konser  kadar  İstanbul  mozaiğinin  ruhunu  daha  güzel  simgeleyemezdi.  ‘’Unutulan  güzelliklerimizi  paylaşarak  tekrar  su  yüzüne  çıkarmağı’’  hedefleyen  bu  inanılmaz  güzellikteki  konser,  değişik  dinlere  mensup  insanların Ay-yıldızlı  Bayrağımız  altında,  tek  bir  Tanrı’ya  olan  inançlarını  ve  sevgilerini,  gelenek  ve  duygularını değişik  sözcüklerle  olsa  dahi  bu  topraklara  özgü  müşterek  makamlarla  ifade  eden  icralarını  işittikçe  coşan  ve  ayakta  alkışlayan  izleyicilere,  insanı  insan  yapan  BİRLİKTE YAŞAMAK  yeteneklerini  bir  kez  daha  anımsattı.  Sayın  Dr  Mimar Kadir  TOPBAŞ’ın  şahsında Beyoğlu  Belediyesi’ne  ve  bu  konseri  düzenleyen  ve  icra  eden  herkese ,  insan  denen  birey adına, teşekkür  etmek  isterim. Bu  sanat  ziyafetinden  eve  döndüğümde ilk  işim,  ertesi  gün  dergimiz  editörüne  verilmek  üzere  hazırladığım  yazıyı  bir  başka  sayıya  erteleyerek,  konserin  bende  uyandırdığı  sayısız  anılardan  ikisini  kısaca  sizlerle  paylaşmak  için  bu  yazıyı  kaleme  almak  oldu. 

İstanbul’un,  BİRLİKTE  YAŞAMAK  ilkesini  tarihte en  güzel  şekliyle  gerçekleştirmiş  dört  ana  merkezinden  biridir  HASKÖY. Diğerleri, bildiğiniz gibi, Ortaköy,  Kuzguncuk  ve  Balat’tır.   Yıl  1938,  bir  yaz  gecesi. Halıcıoğlu sahilinde bir  zamanlar  mevcut ünlü Halıcıoğlu  Aile  Bahçesi’ nde  düzenlenmekte  olan  geleneksel  bir  yaz  sünnet  düğünü.  Sünnet  olacak  çocuklardan  üçü,  Hasköy Nahiyesi Emniyetinden,  Hasköylülerin Baba Nuri olarak  bilip  çağırdıkları Nuri Güler’in oğulları Necat,  Orhan  ve  Fethi  kardeşler..  Çocukların  annesi  vefat  etmiş,  baba polis  maaşıyla evinin  ancak  günlük  gereksinmelerini  karşılayabilecek  durumda. Toplu da olsa  bir  sünnet  düğününün  bazı  ‘’olmazsa olmaz’’ gereksinmeleri,  karyola  ve  yatak- yorgan  takımı mevcut  değil.  Hasköy’ün  varlıklı  ailelerinden  Camcı  Arslan  Bey’in  kızları  Doretta  ve  Öjeni,  seferberlik  günlerinde  kendilerini  koruyan  Nuri  Baba’yı  unutmuyor  ve bir  an  dahi  tereddüt  etmeden,   özenle  hazırlanan  çeyizlerinden  aldıkları  takımlarla  eksikleri  tamamlayarak  erkek  çocukların  yaşamlarında  ancak  bir kez yaşayabilecekleri  bu  olayı  tatlı  ve  anlamlı  bir  anıya  dönüştürüyor.  Bu  anısını  bana  nakleden  ortanca  kardeş  Orhan  Güler,  halen  Levent  Kırca  Oya  Başar  tiyatrosunun  kadrosunda  yer  alan  değerli  bir  sanatçımızdır.

***

Yıl, yanılmıyorsam, 1985. Hasköy ile  Halıcıoğlu  arasında  Hasköy  Caddesi’nin  deniz  tarafındaki  yapılar,  Sayın  Bedrettin  Dalan’ın  Halic  Çevresini İmar  ve  Güzelleştirme projesi  kapsamında  yıkılmakta.  Evi,  dükkanı  yola  gidecek  olan  herkes  bölgede  kendine  yeni  bir  yuva  aramakta,  fiyatlar  da tabiatıyla  arz-talep  dengesi  içinde  hızla  yükselmekte.  Hasköy  Vapur  İskelesi’nin  caddeye  bakan  kesiminde yıkılacak  dükkanlardan  biri  de   Reyna’ların  Çanakkale  Kundura  Mağazası.  1934  Trakya  olaylarından  sonra  Çanakkale’den  İstanbul’a  göç  edenlerden  biri  olan  Ovadya  Reyna  uzun  yıllar  önce  burada  açtığı  ısmarlama  ayakkabı  imalat  ve  satış  dükkanını  oğlu  Eli  ile  birlikte  yürütmekte,  iki  ailenin  rızkını sağlamaktadır.  Yıkım  kararından  nasibini  alanlardan  biri olan  Reynalar’ın aldıkları  kamulaştırma  bedeli  ve  kısıtlı  maddi  imkanlarıyla,  ok  gibi  fırlayan  emlak  ve  kira  rayiçleriinin arkasından  yetişmeleri  imkansız  gibi .  İki  seçenek  var :  alıştıkları,  kaynaştıkları  Hasköy  yöresinden  ayrılmak  veya  işi tümüyle  tasfiye  etmek.  Tahliye  süresi  bitmeğe  yakın  bir  Cuma  günü,  baba-oğul  ne  yapacaklarını   kara  kara  düşündükleri  bir anda  karşı  sırada  komşuları,  nalburiye  tüccarı  Ishak  Aslan  dükkana  gelir.  ‘’ Ne  sıkılıyorsunuz,  benim  dükkanım  sizin  dükkanınızdır. Dükkanımın  caddeye  bakan  ön  yarısını  size  kiraladım  gitti.  Kira  bedelini  sonra  konuşuruz.. Haydi  hazırlanın ...’’  diyerek  onları  teselli  eder.  Bu  beklemedikleri  teklif  karşısında  sevinçleri  tarif  edilemeyecek  olan  Ovadya  ve  Eli  evlerine  giderek  neşeli  bir  Cuma  gecesi  geçirirler.  Tahliye  süresinin  son  gününün  arifesinde  Eli , iş  için  gittiği  Bursa’da,   babasından  bir  telefon  alır: ‘’Oğlum,  başımız  sağ  olsun.  İshak  Bey  vefat  etti !’’ . Tahliyeye  bir  gün  kala ... Eli  aceleyle  İstanbula  döner. Tekrar  umutsuzluk.  Artık  dükkandaki  eşyayı  toplayacak  kadar bile  zaman  kalmamıştır.  Bu  arada  iki  genç  dükkana  girer ve  Ovadya’ya  ‘’ Amca,  biz  İshak’ın  oğullarıyız.  Babamızın  vasiyeti  vardı.  Buyurun  dükkanınızın  anahtarları  ve derhal  taşının. Buranın,  bazı  bankalar  dahil  çok  talibi  var,  acele  edin.  Hele  bir  taşının,  kira vesaireyi  ilerde  görüşürüz’’ diyerek  anahtarları  uzatır.  Baba-oğul  ne  diyeceklerini şaşırır,  minnetle  teşekkür  ederek kalan  saatler  içinde  taşıyabilecekleri  kadar  eşyayı  ve  ancak  bir  tek  dükkan  rafını  karşı  mekana  naklederler.  Bu  arada  buldozerler  yıkıma başlamıştır  bile.  Mustafa,  Mehmet  ve  Murat’ın,  rahmetli  babalarından  aldıkları bu  emanet  halen  devam  etmekte.  Ovadya  Reyna  1998  yılı  sonunda  vefat  etti.  Oğlu  Eli  Reyna  aynı  dükkanda  aynı  meslekte  yaşamını  devam  ettirmekte  ve  mal  sahipleri  Aslan’lar  ile  uyum  içinde  yaşamakta.  Pasaj  halindeki  dükkanın  ön  tarafı  Reyna’nın,  arka  sokağa  bakan  nalburiye  dükkanı  Aslanlar’ın.  Uzun  yıllar,  binanın  imar  planı  değişip  araya  üçüncü  bir  dükkan  gelinceye  kadar,  aralarından  bir  duvar  dahi olmaksızın  sırt  sırta  fakat  iç  içe  çalıştı iki  ticarethane .  ‘Biz  ve  ailelerimiz,  bu  insancıl  yaklaşımı  unutamayız  ve  ödeyemeyiz’’  diye  özetliyor  anlatımını  Eli  Reyna.

***

İstanbul  mozaiğine  örnek binlerce  anıdan iki  kısa  gerçek BİRLİKTE YAŞAM anısı...  

 
< Önceki   Sonraki >