YAHUDİ KÜLTÜRÜ AVRUPA GÜNÜ

TÜRK YAHUDİ KÜLTÜRÜ VE MİRASINA YOLCULUK

Türk Yahudi Kültürü ve Mirasına Yolculuk

Bu özel günde Türkiye’de yaşayan Yahudilerin kültürü ve gelenekleri çeşitli etkinliklerle tanıtılmakta.

Bu yıl Covid 19 nedeniyle maalesef fiziki olarak ayrı kalsak da, teknolojinin sağladığı imkânla bu platform üzerinden buluşabildiğimiz için çok mutluyuz.

Gelecek yıl Yahudi Kültürü Avrupa Gününde tekrar yüz yüze, yan yana, el ele birlikte olmak dileğiyle…

M.Ö. IV. Yüzyıla dayanan izler

Anadolu yarımadasında, Yahudilerin ne zamandan beri yaşadıklarına dair kesin bir bilgi yoktur. Ancyr (Ankara), Sardis (Sart), Hypaepe (Ödemiş), Aphrodisias (Karacasu-Aydın), Korykos (Fethiye), Laodiceia (Pamukkale), Myndos (Gümüşlü Liman), Plateia (Milet), Andriake (Antalya) gibi eski kent kazılarında bulunan arkeolojik kalıntılardan yörede M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren yaşayan Yahudilerin bulunduğu saptanabilmektedir.

Roma İmparatorluğu ve Doğu Roma-Bizans dönemlerinde bu coğrafyada yaşayan Yahudiler Romaniot olarak anılır.

Osmanlı’da Yahudiler

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Bizans Yahudileri (Romaniot’lar) kendisini bir kurtarıcı olarak karşılarlar. Bizans’ın son Hahambaşısı Moşe Kapsali Türk İstanbul’un ilk Hahambaşısı olur. Fatih, diğer taraftan, Anadolu Yahudi Cemaatlerine gönderdiği davet mektubunda özetle şöyle seslenir: “Osmanlı Padişahı Mehmet der ki: Tanrı bana birçok ülke bahşetti ve hizmetkarı Hazreti İbrahim ile Yakup’un sülalesine sahip çıkmamı, kendilerine yiyecek vermemi ve onları himayeme almamı bana emretti. Aranızdan kim, Tanrı’nın yardımıyla İstanbul’a, başkente gelip yerleşmeyi, incirin ve bağın gölgesinde huzur içinde yaşamayı, serbest ticaret yapıp mal mülk sahibi olmayı arzular?”

Birçok Yahudi ailesi bu davet ile yeni başkente yerleşir. Fatih bir fermanla Yahudilere din ve vicdan özgürlüklerini vaat ederek mevcut sinagogları tamir edebileceklerini, yeni ibadethaneler inşa etmek yasak olmakla beraber evlerinin sinagog olarak kullanılabileceğini ilan eder.

Aşkenaz Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nda toplu olarak görülmesi 14. yüzyılın ikinci yarısından sonra başladı. 1376 yılında Macaristan’dan, 1394 yılında Fransa’dan gönderilen Aşkenazların bir kısmı Sultan II. Murat döneminde Osmanlı ülkesine sığındılar. Edirne Hahambaşısı İsak Sarfati’nin Almanya’daki muhtelif Yahudi cemaatlerine gönderdiği 1454 tarihli ünlü mektubunu takiben birçok Orta Avrupa Yahudi Cemaati Osmanlı İmparatorluğu’nun Rumeli ve Balkanlar’daki değişik yörelerine gelip yerleşti. Farklı geleneklere ve giysilere sahip olan Aşkenazlar, İbrani - Arami vesair sözcüklerle bezenmiş bir Almanca diyalekt olan Yidiş lisanında konuşuyorlardı.

İspanya’dan Göç

1492’de, İspanya’dan gelen büyük göç ile Osmanlı’daki Yahudi nüfusu genişler. İspanya’dan gelen Yahudilere İbranice’de ‘İspanya’ anlamına gelen ‘Sefarad’ denir.

O yıllarda İstanbul, İzmir ve Selanik gibi Osmanlı kentleri Sefarad Yahudiliğinin kültür odağı haline gelir. Dericilik, bakırcılık, tekstil-dokuma ve boyama gibi alanlarda uzmanlaşmış Yahudi zanaat sahipleri Osmanlı’da da yine bu alanlarda çalışır. İspanya’da daha önce devlet hizmetlerinde bulunmuş olanlar ise saray hizmetinde, özellikle dışişleri ve maliye alanlarında önemli görevler üstlenir; hatta sarayda hekimlerin birçoğu da Yahudi’dir.

Bugün Türkiye’de yaşayan Türk Yahudilerinin sayısı yaklaşık 17.000 kadardır. Türk Yahudilerinin ana dili Türkçe’dir. Günümüzde genç nesillerin çok bilmemesiyle beraber, Ladino veya Judeo-Espanyol (Yahudi İspanyolcası) dili de konuşulur.

Kaynakça: Naim A. Güleryüz’ün değişik eserleri